Başarılı insanların hedefi başarılı olmak değildir. Ortak özellikleri yüksek görev bilincine sahip olmalarıdır. Önündeki iş ne olursa olsun, o işi en iyi şekilde yapmak ve ertelememek.

Bunu ilk hissettiğimde, anlamakta biraz zorlandım. Bizden bir dönem sonraki okul birincisi, efsane çalışkan bir arkadaşımızın, günlük derslerimi çalışıyorum, amacım derslerimi geçmek demesini mütevazi bir yaklaşım gibi karşılıyordum. Ama çoğu konuştuğum insan çok daha iyi olmak değildi amaçları, sadece görevlerinin o işlerini iyi bir şekilde başarmak olduğunu ifade ediyorlardı.

Tam inandırıcı gelmese de belki inanmaktan başka çarem yoktu. Çünkü ben başarılı olmalıydım. Bir önceki yıl gibi dağılmamalıydım.

Üçüncü sınıfa sakin ve kararlı başladım. Aşırılıklardan kaçınacaktım. Derslere ilk yıllardan beri devamlılığım iyi idi. Ama artık hiç bir derse girmemezlik etmedim. Bu ders benim içindi. Derslere devam edip, iyi not tutuyordum. Her gün düzenli anlatılan dersi tekrar ediyor, vakit kalıyorsa daha geniş kaynaklara bakıyordum.

Amacım belliydi. Dersi iyi özümsemek, sınıfı geçmek. Geçmem için 60 almam yeterliydi. İlk sınavlarda böyle sakin çalışmakla nasıl başaracağım endişesi ağır basıyordu. İyi öğreniyordum ama hiç de yorulmadan, strese girmeden, sanki bir şeyler eksik gibiydi. Sınav zamanı geldi, sınavlardan iyi yapıyordum ama acaba “bir şeyleri atlıyor muydum?” diye kafamda soru işaretleri de bitmiyordu.

Sınav sonuçları açıklandığında şaşkına dönmüştüm. Patoloji ve Farmakoloji gibi en zor derslerden çok iyi notlar almıştım. Hedef 60 demiştim ama 80- 90 arası notlar bu kadar sakin, stressiz çalışma sonucu olağanüstü idi.

Mesaj alınmıştı, her defasında gerçek saptanmalı, ona göre görev bilinci içinde eylem gerçekleştirilmeliydi. Sonuç mükemmel oluyordu. Yıl boyu bu şekilde çalıştım. Notlar gittikçe arttı, son dilimde patolojiden o kadar yüksek not almıştım ki, 500 civarı mevcutta ilk 3 kişiden biriydim. Üstelik böyle bir hedefim yok iken.

Tıp Fakültesi’nin geri kalan yıllarını aynı şekilde başarı ile tamamladım. Çok kuvvetli bir temel tıp bilgim olmuştu. Kariyer hayatım boyunca bu kazanımımı uyguladım. Hani bir söz vardır ya, “mükemmel iyinin düşmanıdır” diye. Bocaladığım, hırslandığım zamanlar kendime bunu hatırlattım. Görev bilinci çok önemliydi. Gerçek tespit edilmeli, eylemden kaçmamak gerekirdi.

Evlenip, çocuklar oldu. Görevler arttı. İyi ki bu tecrübeyi edinmiştim. İnsanın görevi arttıkça dengeyi kaybedebiliyordu. Ama gerçek tespit edilip, kaçınılmazsa, eylem ile üstesinden gelinirse her şey kolayca yoluna giriyordu.

Bir noktada aşırı hırs ve gayret diğer alanlarda gerçekleri ört bas etmemize yol açıyordu. Dengeyi kaçırdın mı toplaması zordu. O yoğunlaştığın, hırslandığın olay önce başka alanlarda seni dağıtacak, sonra o alanda da bitmene yol açacaktı.

Hayat bir bütündü. Denge iyi kurulmalıydı. Her alan önemliydi. İş, ev, çocuklar, sosyal çevre, tatil, vesaire, her alan kendi içinde gerçekler barındırıyordu. Yaşamak bir eylemdi. Her alanda görev bilinci ile gereken yapılırken beyini yormamak, analitik düşünceyi her alana yetecek kadar kullanmak gerekiyordu. Hayat bir gerçek olarak her an önümüzde duruyordu, bozulan bir musluk dahi olsa…

 20 total views,  2 views today

Bir Yorum Yaz