Avrupa şehirlerine iki üç günlük kısa seyahatleri seviyorum. Yoğun çalışma temposunu aralayan bu geziler dinlendirici ve motive edici bir mola özelliğini taşıyor.

Gezilerimizde uçak, otel ve diğer rezervasyonları genellikle ben planlarken, eşim de şehirle ilgili tarihi ve turistik yerleri ve kültürel etkinlikleri gözden geçirir ve bize harika planlar hazırlar.

Eşim Ayten Egeli’nin, tarih ve coğrafya merakı üst düzeydedir ve onun bir turizm rehberi titizliğinde hazırladığı gezi planları seyahatimizin verimli ve doyumlu gelişmesini sağlar. Öyle ki bazen otel consierge’i harita bilgilerini doğrulatmak amacıyla sorduğu soruları cevaplamakta zorlanır.

Bu kez eşim Ayten’in doğum gününü bir tarih ve kültür gezisiyle kutlamak için Budapeşte’deydik. İlk kez gittiğimiz Budapeşte ona, hoşnut kaldığı güzel bir doğum günü hediyesi oldu.

Tuna nehri, içinden geçtiği şehre olağanüstü bir güzellik katmış. Tuna’nın üzerindeki köprüleriyle şehrin iki yakası Budin ve Peşte’yi birleştirdiği şehirde ilk dikkatimi çeken tarihe ve mimariye gösterilen muazzam saygı idi. Şehirde tarihi yapıları gölgeleyecek modern yapılardan eser yok, yüksek yapı ise yasaklanmış.

TUNA’NIN BÜYÜSÜ

Budapeşte en iyi Tuna üzerinde yapılan bot gezisiyle görülebiliyor. Gün batımına yakın katıldığımız nehir gezimizde gündüz ve akşam ışıkları altında kentin birbirinden farklı iki yüzünü keşfetme fırsatı bulduk.

Bir şehrin akşam ışıkları altındaki görünümünü çok severim. Bu bakımdan Paris çok ünlüdür, ama Budapeşte’nin ışıl ışıl ambiyansı beni oldukça etkiledi diyebilirim. Kar yağmıyordu ama karı seven biri olarak, Budapeşte’nin kar altındaki görüntüsünün de rüya gibi olacağını düşünmeden edemedim.

Budapeşte gezdiğimiz diğer Avrupa kentlerine göre daha ekonomik diyebilirim. Şehirde dolaşırken oldukça güvenli bir yer olduğunu gözlemledik. Gerek ışıl ışıl olması gerekse güvenlik önlemleriyle insanlar gecenin geç saatlerinde tedirgin olmadan sokaklarda gezebildiklerine tanık olduk, biz de geç saatlerde şehir turumuza devam ettik.

ORTAK KÜLTÜRÜN İZLERİ

Michelin yıldızlı birçok restoran bulunan şehirde Newyork Cafe Gerbeaud’da kahvaltı yaptık, fakat tarihi kale içinde yer alan Halaszhastya Restaurant, panaromik şehir manzarası, menüleri ve canlı müziğiyle bizi büyüledi. Bu olağanüstü atmosferde Shubert’in serenadı eşliğinde Ayten’in yaş gününü kutladık. Orkestranın Atilla adlı kemancısı Türk olduğumuzu öğrenince Üsküdara Giderken’i de çalması bizim için hoş bir sürpiz oldu.

Yurt dışında gezerken o şehirdeki halkın yaşam tarzını da hissetmeye çalışırım. Kısa süreli bir gözlem de olsa, turistik olarak ihtişamlı duran bu şehir, sakinlerine aynı ihtişamı yansıtmıyor gibiydi. Sohbet ettiğimiz halktan bazı kişiler de bu duyguyu paylaştılar. Doğu blokundan günümüze yaşanan değişimin refah düzeyinin gelişimine yeterince yansımadığına ilişkin düşünceler ağırlıkta.  

Budapeşte, bende tekrar ziyaret etmek isteği uyandıran güzel bir şehir. Şimdiden farklı mevsimlerdeki görünümünün oluşturacağı hisleri tatmak arzusu uyandırıyor. Görmenizi tavsiye ederim.

 94 total views,  1 views today

Bir Yorum Yaz