Etrafımıza bir baktığımızda teknoloji çöplüğü gibi. Anlamsız, insanları işinden alıkoyan, birbiri ile sosyal ilişkilerini azaltan, uykusuz bırakan, sağlıklarını kaybettiren bir çöplük. İnsanlarda birer ikişer telefon mu dersin, gereksiz ev aletleri mi, bilgisayarlar, laptoplar, ipad’ler…

Bizim evde de zaman zaman tartışmalara neden oldu bu teknoloji. Özellikle yemek masasında çocukların zaman zaman cep telefonuna bakmaları hep tartışma yarattı. Çocuklara, “Şu cep telefonunu lütfen tanımında kullanın” dediğimde, oğlum “Baba! hangi tanımında, sözlük tanımında mı?” diye kafa buldu benimle.

Düşündüm, matematikte her işlemin bir tanımı yok muydu? Bölme işleminde bile, tanım vardı, payda sıfır olmamak kaydıyla diye anlatılırdı.

Birçok insanın elinde maaşı kadar para ödeyerek aldığı telefon var. Ne için kullanıyor? Çoğu kez muhabbet, şamata… Oysa cep telefonu çok değerli bir teknoloji harikası. İletişimde kolaylıklar sağlıyor. Yararı ölçüsünde, keşfediliş amacında kullanılsa muhteşem. Gereksiz kullanımlar ise insanı meşgul eden, sağlığını her yönüyle bozan sonuçlara yol açıyor.

Düşününce tüm teknolojik icatlar aynı şekilde… Keşif amacı çok güzel, ama sonrasında zararı daha çok.

Örneğin, ampulü ele alalım. Edison ampulü bulduğunda, gece yapılması zorunlu bir dolu işlem için fayda sağladı. Acil ameliyatlar gibi yapılması zorunlu işler hayat kurtardı. Ama zamanla zaruri aydınlanma ile birlikte, geceleri gündüze çevirmeye, sabahlara kadar eğlenmelere de yol açtı. Gökdelenler geceleri aydınlatılarak, kuş sürülerinin gündüz sanarak çarpmasına kadar…

Sosyallik ve eğlencenin karanlığa taşmasını tabi ki anlayabiliyorum, ama sabahlara kadar eğlence işin gereksiz tarafıydı.

Düşünün, bir dizüstü bilgisayar veya mobil cihazla işiniz ne kadar kolaylaşıyor? Ve de internet, her yere bağlanabiliyor, bilgiye seyyar olarak her an ulaşabiliyorsunuz. Ama burada zamanı boş yere geçirmek ve asosyal davranışa yönelmenin zararlara yol açtığı açık.

Geçenlerde sınıf arkadaşlarım eski yıllardaki güzellikleri yad ettiler. “Ne güzel günlerdi, o günlere dönmek varmış” dediler. Şiddetle karşı çıktım. Evet, o günleri kötü anmıyorum ama asla dönmek istemem.

Öğrenciliğimizde, asistanlığımızda yayın yapacağız, hoca literatür taratır. Koş kütüphaneye, indir koca koca, tozlu index medicusları. Tara tara dur, bulabilirsen. Hepsini tarayabildim mi diye, emin olamazsın. İçine sinmez yaptığın çalışma. Şimdi öyle mi, gir internete, bir tık, ilgili yayınlar dökülsün önüne. O zamanlar heyecanla oluşturduğun fikir, literatür aşamasında heyecanı kaybolurdu. Şimdi fikir, heyecan sıcaklığını kaybetmeden, her şey önünde. Gözünü seveyim teknoloji!

Asistanlık ve ilk kariyer yıllarımda, internet yaygınlaşmadığı zamanlarda, makaleyi Amerika’ya yollarsın, hem de en pahalı yolla, sağlam gitsin diye. Bekle dur! İki ayda cevap gelirse iyi. Şimdi öyle mi? Günler içinde cevap önünde. Bu yüzden asla geçmişe dönmek gibi bir niyetim yok.

Günümüzün imkanlarını seviyorum, çünkü ben teknolojiyi tanımına, keşfediliş amacına uygun kullanıyorum.

 55 total views

Bir Yorum Yazın