Vejeteryan balıkçı, çocuklara balık tutma dersi verirse, çocuklar da ona doğruluk dersi verir? Çocukları bozmaya çalışırken bizim yanlışımızı nasıl düzeltiyorlar.

Çocukluğum Trabzon’da geçti. Pazar günleri babamla balık tutmaya gider, oltayla balık tutardık. Ama o kamışlı oltalardan değil. Misinaya kancalar ve yemler takılır, denize atılırdı. Babam bu işi iyi biliyordu. On veya 20 kişi dizilmiş balık tutarken, neredeyse balıkların tümü, bizim oltamıza takılırdı.

Babam, her şeyi kendi hazırlar, elime verir, bana balığı tutması kalırdı. Balık tutmak, çocukluğumun en büyük tutkusu haline gelmişti. Her pazar gününü iple çekerdim. Eğer babamın işi çıkar gidemezsek rüyalarımda balık tutardım.

Balık oltaya takıldığı anda misinanın titreşimi, onu çekerken hissedilen ağırlığı, sudan çıkarkenki görüntüsü ve büyüklüğü inanılmaz heyecanlı anlardı. O kadar balık tutardık ki, eve kilolarca balıkla geldiğimiz çok olurdu.

Oysa ben vejeteryandım.

Evde benden başka herkes balığı severek yer, bense vejeteryan olduğumdan yemezdim… Ben sadece balık tutarken yaşadığım zevki seviyordum.

Yıllar sonra İstanbul’a üniversite eğitimi için geldim. Hayat yoğunlaştı. Balık tutma artık sadece hayallerimde kaldı. Evlendim, çocuklarım oldu. Bir yaz tatilinde aniden, aklıma balık tutma fikri geldi. Çocukları ikna edip balık tutmaya gittik. Yine benim bildiğim eski usulden…

Babamın yaptığı gibi, çocuklara oltayı her şeyiyle hazırladım ve beraber tutmaya başladık. Bu arada, yanımıza aldığımız içi su dolu bir kovaya, tuttuğumuz balıkları takıldığı kancadan çıkarıp bırakıyorduk. Böylece canlı ve taze kalıyorlardı. Çocuklar coşku içinde bir iki balık tuttular. Kova, birkaç balıkla dolmuştu. Küçük oğlum 4 yaşlarındaydı, birden tutma işine ara vererek, durgunlaştı. İlk baştaki coşkusu aniden söndü. Ne olduğunu anlayamadım. Baktım zevki kalmıyor, toplanıp eve döndük.

Yolda gelirken oğluma sordum. Ne oldu da birden suskunlaştın? Kızarak, “Baba çok saçmalıyorsun,” dedi. “Balığı tutuyor, sonra kancadan çıkarırken ağzı kanıyor, suya atıp acı çektiriyorsun ve bundan keyif alıyorsun, ben sevmedim bu işi, sen nasıl bunu yaparsın” diye de ekledi.

Şaşırmıştım. Üstelik vejeteryan olduğum halde, balığın çırpınışı nasıl bana zevk verirdi?

O gün son oldu, bir daha balık tutmadım. Ama çocukların bize nasıl doğruları öğrettiğini anlamıştım. Bu olay bana, “biz onları bozmaya çalışırken, onların bizim yanlışlarımızı düzeltebileceğini” gösteren iyi bir ders olmuştu.

 15 total views,  1 views today

Bir Yorum Yaz