Dünya değiştiyse benim öğrencilik yıllarımdakine benzer hüzünlü vedalar artık gereksiz miydi? Kendimi bildim bileli hiç hoşlanmadım veda seremonisinden.

Kendimi bildim bileli vedalaşmalardan hoşlanmam. Hüzün kokar, abartılır duygular, belki bu yüzdendir. Duygusal adamımdır zaten, deşmeyin duygularımı der gibi olurum.

Üniversite yıllarında da böyleydim. İstanbul’a gelirken bavulumu alıp evden vedalaşmadan çıkmak isterdim. Yine de uğurlayan birileri olurdu, tüm isteksiz bakışlarıma rağmen…

Yıllar içinde üniversite bitti, meslek hayatıma başladım. Artık etrafımı eğitmiştim. Askere, mecburi hizmete giderken evden alışverişe gider gibi çıkar giderdim. Bırakın terminalleri, evin kapısına gelemezlerdi beni uğurlamaya.

Yıllar sonra, çocuklarımın da benim gibi hoşlanmadıklarını hissettim vedalaşmalardan. Kazara kapıya kadar gidip bir şey hatırlatmak istediğimde, üstü örtülü veda gibi, kızıyorlardı.

Bugün, bu kadar da olmaz dedirtecek cinsten ilginç bir olay yaşadım. Oğlum Boston’a master programına gidiyordu. Ardından ihtisası başlayacaktı. Artık dönmesi zor, uzun bir yolculuktu bugünkü…

Onu havaalanına bıraktık. Terminalin kapısında araçtan inip bagajı açtım, bavullarını verdim; o hızla terminale yönelirken, ben de direksiyona geçip, işime döndüm.

Güle güle! Yolun açık olsun! Başarılar! Hiçbir şey demeden…

Sonra işe gelip akşama dek çalıştım. Eve dönerken şaşkınlıkla, “Biz hiç veda sözcüğü bile kullanmadık ki”, diye düşündüm birden. Ne ben ne de o…

Dünya değiştiyse benim öğrencilik yıllarımdakine benzer hüzünlü vedalar artık gereksiz miydi? Şimdi uçakta bile onunla internetten yazışıyorduk. “Oğlum güzel bir hayata uçuyor” düşüncesiyle yüreğim ferahtı.

Kendimi bildim bileli hiç hoşlanmadım veda seremonisinden. 40 yıl önce, yolcusu olduğum vedasız ayrılış sahnesi, şimdi oğlumun yolculuğunda yeniden canlanmış gibiydi.

Bundan mutluyum ve yetişmiş oğullarımla gurur duyuyorum.

 20 total views,  1 views today

Bir Yorum Yaz