Efüzyonlu otit ya da seröz otit, kulak zarının arkasındaki havayla dolu orta kulak boşluğunun sıvıyla dolması demektir. Bu sıvı, kulak zarının titreşmesini engeller ve işitme azlığı, duymama ya da kulak tıkanıklığı gibi şikayetlere yol açar. Aileler, bu durum çocuklarında olduğu zaman, sağırlığa yol açabileceği korkusuyla telaşlanıyor. Tam bu sırada bir de kulak tüpü takılması ameliyatı önerildiğinde, aileler için bir kabus dönemi ve doktor doktor gezme maratonu başlayabiliyor.

Daha çok çocuk yaşlarda gördüğümüz bu durum aslında erişkinlerde de görülebiliyor. Orta kulakta sıvı toplanmasına yol açan esas neden çoğu kez burun tıkanıklığıdır. Bu hastalık, kısa süren nezle ve grip sırasında da olabileceği gibi uzun süren burun tıkanıklığı durumlarında daha sık görülür. Yani geniz eti, alerjik nezle, sinüzit hastalığı, burundaki anatomik bozukluklar ve nadiren de bazı tümörler bu gibi uzun süren burun tıkanıklıklarının başlıca nedenleri arasındadır. Erişkinlerde de; örneğin bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmekteyken yapılan uçak yolculuğu sırasında, ağrı ve kulak tıkanıklığı olması ile kendini gösteren kulakta sıvı toplanması, oldukça tipik bir durumdur.

Burun tıkalı olduğunda, orta kulağın havalanması bozulur. Basit bir nezlede çoğumuzda kulak tıkanması olmuştur. Bunu baş ve işaret parmaklarınızla burun deliklerimizi kapatarak ve eş zamanlı yutkunarak test edebiliriz. Kulakta bir vakum oluşur ve geçici bir tıkanma olur, burnu açıp tekrar yutkununca kulağın açıldığını hissederiz. İşte çeşitli hastalıklara bağlı burun tıkandığında, aynı vakum etkisi ile kulakta sıvı toplanabilir. Başlangıçta su gibi akışkan olan orta kulak sıvısı, uzun süren koşullarda yoğunlaşabilir, daha yapışkan ve tedavisi daha zor bir hale gelebilir.

Günümüzde ince 2,7 mm çapındaki pediatrik endoskopları kullanarak kulak zarını 15-20 kat büyüterek görebiliyoruz. Aynı amaç için kullanabildiğimiz kulak mikroskoplarımız da vardır. Bu şekildeki muayene bizlere kulak zarının arkasında olduğu halde, sıvının kıvamını ve seviyesini belirleyebilme olanağı sağlıyor. Ayrıca burun boşluğunun arka bölümünde bulunan ve normal muayenede görülemeyen bir geniz etini de endoskop ile aynı muayenede doğrudan görebilme şansımız var.  Böylelikle diğer burun içi alerjik nezle ve eğrilik, burun eti şişmesi ya da sinüzit gibi hastalıkları da görerek teşhis edebiliyoruz.

Orta kulak sıvısının yoğunluğu ve buna yol açan hastalığın hangisi olduğunu belirlediğimizde, bunları hedef alarak belirlediğimiz tedavi seçimiyle başarı şansımız yükseliyor. Örneğin kulak sıvısını çözen ve burnu açan tedaviyi birlikte uyguladığımızda neden ve sonucu beraber tedavi etmiş oluyoruz. Kulak sıvısını ilaçlarla yapılan tedavi ile ortadan kaldırabilmişsek bu durumda tüp takma ameliyatına da gerek kalmamış oluyor.

Ancak tüm tedavi ve önlemlere karşın kulak sıvısı geçmiyorsa, burun tıkanıklığı bir türlü düzelmiyorsa, kulak zarına tüp takmamız gerekebiliyor. Bu olasılıkta da ailelerin endişe etmemesi gerekiyor. Çünkü tüp takmanın amacı çocukları tedavisi daha zor ya da işitme kaybı ile sonuçlanabilecek daha kötü durumlardan korumaktır.

Kulağa tüp takılması, ameliyathane koşullarında mikroskop kullanılarak yapılan titiz bir işlemdir. Bu sayede orta kulakta birikmiş olan sıvıyı boşaltıyoruz ve solunum yollarının sağlığı normale dönene kadar, kulağın dışarıdan havalanmasını sağlamış oluyoruz. Kulak tüpü olağan koşullarda ortalama 7-8 ay boyunca görevini yapar ve herhangi bir müdahale gerektirmeksizin çoğu kez kendiliğinden düşer. Ancak bu süre boyunca tüpü ve kulağı koruyucu bazı önlemler alınması ve takiplerin düzenli yapılması gerekir.

Özetle, kulak tüpü takma kararını vermeden önce orta kulak sıvısına yönelik tedaviler yapılmış olmalıdır.  Bunlar fayda etmiyorsa ve mutlaka takılması gerekiyorsa, bu uygulamanın çocukların işitmesini korumak amaçlı yapılması gerektiği bilinmelidir.

Bir Yorum Yaz