İşlerim iyi gittiğinde eskiden zaman zaman “şükürler olsun” diyordum. Fikrimi değiştirdim artık şükretmiyorum. Bir ayağı aksayanı gördüğüm an, benim ayağım sağlıklı deyip şükretmek yerine “Kalk bakalım o sağlıklı ayağınla o kişiye ya da insanlığa faydan dokunacak ne yapabilirsen yap!” diyorum kendime.

İş tempom çok yoğun, Pazar hariç sabah 06.00 akşam 20.00 çalışıyordum. Hastalar, ameliyatlar, çok az da olsa kendime tıp dışı konularla ilgilenecek için vakit ayırmalar derken, günlerim yoğun ve yorucu geçiyordu. Fakat bu kadar yoğun tempoda çalışmak çok zevkli ve güzel oluyordu. Şikayetçi değildim. Eşim de benim gibi Pazar hariç tüm günler yoğun tempoda çalışıyordu.

Pazar günleri benim diyordum. Yıllarca pazarları yattım. Aslında yattım da denemez, sabah yine 06.00 da uyanıyordum ama gün boyu pasif kalıyordum. Kitap, muhabbet, yemek içmek derken hak etmişlik duygusu içinde geçiriyordum. Bu kadar yoğun çalışınca kimse bana dokunmasın, çay deyince çay, kahve deyince kahve gelsin önüme, başka ne yesem ne içsem diye düşünüp duruyordum. Uyanıktım ama uzanmış kanepeye tembel tembel yatıyordum.

Bu arada içimden zaman zaman “Şükürler olsun!” diyordum. “Sağlığım yerinde, param var, ailem iyi, oh ne güzel hayat!” Akşama doğru çok yemek içmekten rahatsız olmaya başlıyordum. Ertesi gün pazartesi, o meşhur sendromlu gün, hafif depresif oluyordum.

Eşim ise hafta içi benden çok çalışmasına rağmen, pazar günü hiç durmuyor, mutfak, alışveriş, çocukların işleri, sürekli çalışıyordu. İş olmasa da iş yaratırcasına devam ediyordu. Benim gibi bugün Pazar diyerek aylak aylak hiç yatmadı. Neşeli mutlu, akşama doğru sanki ertesi gün pazartesi değilmiş gibi günü bitiriyordu.

Yılarca takip ettim, sonunda anladım. Ben hata yapıyordum. Artık pazar günleri ben de kendime iş yaratmaya başladım. Kediye banyo, bozulan şeylerin tamiri, sofra hazırlığı derken bulabilene iş çoktu. Şimdi pazarlarım çok daha keyifli oldu. Hafta içi çalışırken pazar günü neler yapabilirim diye kurguluyor ve pazarları daha çok iple çekiyor oldum. Pazartesi günlerim de eskisi gibi sendromlu olmaktan çıktı.

Bu arada düşündüm, sanki şükretmek kelime olarak bizi sorumluluklarımızdan kurtaran, eylemden uzaklaştıran bir anlama büründü hayatımızda. Zaten açıktan sesli sesli şükretmedim hiç ama içimden de benim duymam garibime gitmeye başladı.

 22 total views,  2 views today

Bir Yorum Yaz