Category

Blog

Category

Hayatında en çok sevdiğin şey nedir deseler, hala hiç tereddütsüz kar derim. Çocukluğumdan beri kar yağışı beni çok mutlu etmiş, yağarken tüm sıkıntılarım, çözemediğim problemler rafa kalkmıştır. Hayatımın ilk hatırladığım yıllarında heyecanla “Ne zaman kar yağacak?” diye beklerdim. Trabzon’da kar yılda bir iki defa yağar ya da bazı yıllar hiç yağmazdı. Ben her gün radyodan…

Yıl 1981, İstanbul Tıp Fakültesine yeni girmiştim. Farklı bir ortam, farklı bir şehir beni çok uyarıyordu. Zaten etrafımdaki olup biteni sürekli anlamaya çalışan ben, artık yorulacak kadar düşünen gözlerle etrafıma bakıyordum. İlk 2 yıl Atatürk Öğrenci Sitesinde kalıyordum. Yurt ortamına alışmıştım ama çok da seviyor değildim. Bazen okul çıkışı yalnız ya da bir arkadaşımla yürüyerek…

Bütün dünyada eğitim özellikle son yıllarda büyük sorun, ülkemizde ise bir ileri bir geri gidiyor. Çevremize baktığımızda, ebeveynler çocuklarına iyi bir eğitim yaptırmak için giderek artan bir efor harcıyorlar. Bu iyi niyetli çabalar birçok yanlışı da beraberinde getiriyor. Aslında ne değişiyor? Başarılı olma kriterleri nelerdir? Ebeveynlerin iyi niyetli yaklaşımları, geçmişte hafızamıza kazınan ve bazen yanlış…

Misisipiyi sahiplendikten sonra, sokakta her gördüğüm kediye daha farklı bakıyordum. Bir sıkıntısında üzülüyor, hareketlerini izleyip Misisipi’ye benzerleri gördükçe içim gidiyordu Hayvanları çok severim, çocuklarım da benim gibi severler. Ama en çoğu olmaz da, köpek sevgim bir başkadır. Bir de kümes hayvanları. Kedi derseniz, onu da severim, ama çok ilgi alanımda olmamıştır. Yani bir kedim olsaydı…

Rinoplasti (estetik burun ameliyatı) ameliyatları sonrası hastanın alçılarını çıkarırken, hastalar ve yanında refakat eden aileleri çok heyecanlanırlar. Kimileri nefeslerini tutarak bekler, kimileri marşlar çalarlar. Alçı açıldıktan sonra da, “hele de çok beğendilerse” sevinç çığlıkları atarlar. Çok iyi eğitimli, yurt dışında çalışan, düşünce yapısına hayran olduğum genç bir kadın hastamın burun tıkanıklığı olup, burunun daha iyi…

Amerika’ya eğitim için gittiğim ilk günlerde çok sayıda seminer ve makale saatleri beni şaşırtmıştı. İlk aylarda en çok dikkatimi çeken şey, hangi düzeyde olursa olsun insanlar aşırı fazla ve gereksiz soru soruyorlardı. Bazen de konu ile ilgili düşüncelerini bildiriyorlardı. Bunlar biraz aptal diyordum içimden, şu sordukları sorular veya ileri sürdükleri düşünceler bir ceviz kabuğunu doldurmazdı.…

Sabah spora gitmedim. Evde uzun bir kahvaltı sonrası, Nişantaşı’na, işime gitmek üzere yola çıktım. Anadolu yakasında oturduğum için, saat 09.00 gibi trafik olacağını biliyordum. O gün her günden daha fazla trafik vardı. Böyle durumda ara yollardan gitmek şart oluyordu. Ümraniye ara yollarına saptım, kestirme bir yolumuz vardı ve böyle durumlar da bizi kurtarırdı. Yol güzergahında…

Sabah saat 06.00, evden çıktım, spora gidiyordum. Hava aydınlanmamıştı henüz. Güzel bir sonbahar sabahı idi. Hafif bir rüzgar esiyordu. Sokak ışıklarının aydınlattığı ağaçlar, kalan son yapraklarıyla hoş bir şekilde sallanıyorlardı. Yol bomboş! İstanbul trafiksiz bu saatlerde ne güzel! Arabamda zaman zaman radyodan klasik müzik dinlerdim. İlerlerken birden arp ile çalınan güzel bir müzik yayına girdi.…

“Amerika da çok zengin ve başarılı bir adam varmış. Hayatında istediği her şeye ulaşmış. Evliliği, çocukları, yaşamı muhteşem imiş. Tek bir isteği varmış “Uzaya gitmek”. Fakat öyle bir istek ki, tutku halini almış.” Hayalini kurduğum özel bir çalışmaya girişmiştim. Öyle ki, tüm boş vakitlerimde çalışıyordum. İşim biter bitmez, sabahları erken kalkıp, akşamları geç yatarak hep…

Geçenlerde oğluma, “Niçin kalemini, defterini bitirene kadar hiç atmazsın?” diye sordum. “Baba, bitirmenin keyfi bambaşkadır!” dedi ve beni bitirdi. Aklıma birden kariyer yılarım geldi. Oğlum ilkokuldan beri kalemlerini kullandıkça küçülür, kapak takar, neredeyse tamamen bitirene kadar kullanırdı. Yılsonu 5-10 sayfası boş kalan defterlerini atmaya kalksam, elimden alır, kalan sayfalarını gelecek yıl kullanırım der ve saklardı.…